Reşid

ALLAH’IN 99 İSMİNDEN ER – REŞİD

(Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere akıbetine ulaştıran.)

Reşid, mürşid manasınadır. Mürşid kelimesi genel bir kavram olup başlıca iki mana ifade eder.

Birincisi: doğru ve selamet yolu gösteren, irşad eden, gafletten uyandıran, peygambere varis olan, kılavuz ve rehber demektir. Bu manaca (El-Hâdî) ism-i şerifiyle beraber olur.

İkincisi: hiçbir işi boş ve faydasız olmayan, hiçbir tedbirinde yanılmayan, hiçbir takdirinde hikmetsiz bir şey bulunmayan zât demektir. Burada mana budur.

Küçük, büyük işlerin kumandası ancak Allah Teala’nın elindedir. Her iş Onun irade ve tedbiriyle meydana gelir ve yine Onun takdiri çerçevesi içinde neticelenir. Allah Teâlâ’nın tekvini olan tedbirleri, kainatın idaresine ait emirleridir. Her şey bu tedbirlere göre ve tam bir mecburiyet içinde vazifesini yapıp durmaktadır.

Teşrii olan tedbirleri ise, mükellef olan insanların saadet ve refahı için bilhassa Kur’an’da gelmiş olan emirlerdir, bunlarda cebir yoktur, dini işler cebirle değil, insanların iradeleriyle yapılması istenmiş ve onların ihtiyarına bırakılmıştır. Onun için bir kul irade-i cüz’iyesini kullanmadan aradığı sevap husule gelemez. Şu halde insanlar kendileri için va’d buyrulan saadet ve refahı bulmak istiyorlarsa, kendi arzularıyla Allahu Teâlâ’nın teşrii olan emirlerini yerine getirmek, bu suretle rızasına ermek için niyet etmeleri ve gayret göstermeleri lazımdır.

KULA GEREKEN ŞEY:

İşlerinde ve muamelatında hayırlı ve kazançlı tarafı tutabilmek için tedbirli ve uyanık bulunmaktır. Bu da akıl gibi Allah’ın en büyük ihsanı olan hassayı terbiye ederek çalıştırmak ve nefsi, aklın idaresi ve baskısı altına almakla olur. Akıl, insanı hayvandan ayırt eden bir kuvvettir. Vazifesi Allah’ın kanunlarını anlamak ve onların hükümlerine göre vücut makinesini idare etmektir. Bu akıl her insanda varsa da işlerini, sözlerini aklının idaresiyle yürütenlere ancak akıllı denir. Yoksa yalnız kendisinde akıl bulunana değil. Biz kendi kendimize akıllı adam olmakla ve hayrını, şerrini bilenlerden bulunmakla iftihar eder, kimsenin aklını ve icraatını beğenmeyiz. Fakat emin olunuz ki, zengin, fakir, âlim, cahil binlerce insan içinde aklına göre yürüyen pek az kimse bulunur, ötekiler hep aklı lüzumsuz bir şeymiş gibi bir tarafa atarak, nefislerinin arzularına göre giderler. Akıllarından faydalanamadıkları için bunlara akıllı denmez.

AKLIN TERBİYESİ :

Hiç aklı olmayana deli derler. Bunlar bir şeyle mükellef değildir. Fakat aklı olup da onu terbiye edemediğinden, yerli yerinde ondan faydalanamayanlara ahmak denir, sefih de denir. Akim terbiyesi ilme bağlıdır. Onun için İslam dininde kadın, erkek her ferdin hususiyetine göre din ve dünya ilmi öğrenmesi farzdır. Akıl, ilimle kuvvetlenince sahibine daima: Olan biten işlerin nereden çıktığını ve hangi yollardan akıp geldiğini dikkat nazarına aldırır. Her hadisede Allah’ın iradesini, kudretini sezdirir, Onun rızası için çalışmayı sevdirir. Onun için büyükler demişler ki: İhsân-ı İlahinin en hayırlısı akıl, afetlerin en zararlısı cehldir.

NEFS VE ISLAHI :

Nefs insanın içinde şiddetli bir istek kaynağıdır ki, insan bununla işine gelen, hoşuna giden her şeyi kendine maletmek, nerede ve kimin elinde olursa olsun çekip almak, işine gelmeyen her şeyi yok etmek ister. Bu istek hayvanlarda da bulunduğu için insanla, hayvan arasında müşterek sıfatlardandır. İçimizde mütemadiyen fışkırıp duran bu istek kaynağının arzuları mutlak surette verildikçe o sırnaşık insanlar gibi daha ziyade arsızlanır, verdikçe azar, onu imlaya getirmek güç olur. Sahibini de yener. Onun için nefsi Allah’ın razı olacağı hudutlar içinde tutarak taşkınlıktan, fasit heveslerden alıkoymak lazımdır. Bu da nefsi, aklın hükmü ve idaresi altına almakla olur, insan doğduğu günden itibaren işine geleni çekmek, gelmeyeni atmak için çalışmaktadır. Bu hal insanların mayasında vardır. Eğer bu olmasaydı alemin nizamı bozulurdu. Şayet bu kuvvet aklın baskısı altına alınmayıp serbest bırakılırsa yine alemde herc-ü merc hasıl olur.

Akıl, nefsin isteklerini gözden geçirir, Allah’ın rızasına uygun olanlarını kabul, olmayanlarını reddeder. Aklın eli, nefsin dizginini tutarsa, kötü yollara bırakmaz, hakka batıl, batıla hak dedirtmez. Nefsini aklının baskısı altına alabilenler hakikaten büyük insanlardır. Mesut olanlar da bunlardır. Çünkü onlardan mahlukat mutazarrır olmaz, memnun olur. Halkın memnun olduğundan Hak da razı olur.

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.*